Ana Sayfa / Genel / Güneydoğunun Yıldızı Gaziantep

Güneydoğunun Yıldızı Gaziantep

2014 yılı TUİK verilerine göre Gaziantep’in nüfusu 1,889,466 kişidir. 2007 yılında 1,560,023 olan Gaziantep nüfusu, 2008 yılında 1,612,223, 2009 yılında 1,653,670 ve 2010 yılında da 1,700,763 kişi olmuştur.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yer alan il. 36°28’ ve 38°01’ doğu boylamları ile 36°38’ ve 37°32’ kuzey enlemleri arasında kalan il toprakları; doğuda Şanlıurfa, kuzeydoğuda Adıyaman, kuzeyde Kahramanmaraş, batıda Adana ve Hatay illeri, güneyde ise Suriye sınırı ile çevrilidir. Trafik numarası 27’dir. Kilim, sabun, bulama, baklava ve fıstığıyla meşhurdur.


İsminin kökeni
Hititlerce kurulan bu şehrin ismi “Hantap” idi. Hz. Ömer zamanında İslam orduları tarafından fethedilince şehrin çevresindeki pınar ve sulara izafeten “pınar şehri” (parlak pınar) manasına gelen “Ayntab” ismi verildi. Türkler bu şehri fethedince, kendi telaffuzlarına uygun olarak “Antep” dediler. I. Dünya Savaşı sonrası Antep’i işgal eden düşman kuvvetlerine karşı kahramanca mücadele veren bu şehri, Türkiye Büyük Millet Meclisi, kanunla “Gazi” ünvanını vererek “Gaziantep” yaptı. Batı kaynakları, Anadolu’nun her şehrinin ismini kendi kültürlerine göre değerlendirmişler ve Antep’in “Anthapt” (Kraliçe Ani’ye adanmış topraklar)dan geldiğini iddia ederler. Bu iddianın gerçekle ilgisi yoktur.

Gaziantep, Anadolu’nun ve Dünya’nın en eski yerleşim yerlerinden biridir.

6000 yıllık tarihi geçmişi ile Gaziantep tarihi ve kültürel zenginlikleri, antik kentleri, , camileri, hanları, hamamları, ve pek çok yeraltı ve yerüstü zenginlikleri ile bir metropoldür. Gaziantepli bitmez tükenmez enerjisi, azmi ve girişimciliği ile kendi sanayisini kendisi kurmuş örnek bir sanayi ve ticaret kenti meydana getirmiştir.

Güneydoğu Anadoluyu batıya bağlayan kara ve demiryollarının merkezidir ve uluslarası havaalanı ile tüm dünyaya açılmıştır.Son yıllarda aldığı göçler ile şehrin nüfusu 1, 5 milyonun üzerindedir.

İlin yapısı ve konumu
Gaziantep ilçeleri
Gaziantep ilçeleri
Şehir, yüksek bir düzlükte ve yer yer bayırlar üstünde kurulduğundan suyu ve havası da güzeldir. Bir çok hanları var ama en görkemlileri ve en ünlüleri Mustafa Paşa Hanı, Pekmez Hanı, Tuz Hanı, İki Kapılı Hanı, Börekçi Hanı, Arasdat Hanı’dır. İki tane de imareti (aşevi) var : Gelen gidene aylar yıllar bol ve minnetsiz sofralar açarlar. Tümüyle kırk tekkesi olup, hepsinin en görkemlisi en çok donanmışı, yiyeceği bol ve hoş yapılısı Mevlevi Tekkesi’dir. Türkmen Ağası Mustafa Ağa yapısı olup, IV.Murad’ın silahtarı Mustafa Paşa’ya bağışlanmıştır. Tekke 40-50 yoksul hücresiyle çevrilmiş, yüksek kubbeli baştan başa ham ve işlenmiş mermerlerle döşeli haremi, haremin ortasında büyük bir havuzun başında rengarenk üzüm salkımlarını andıran süslü avizelerle donalı çardağı olan büyük, sağlam, görkemli bir yapıdır. Bakımlı, bezeli, temiz caddeleriyle kent gerçekten şirindir. Yer yer (suk-i sultanisi) açık artırmayla satış yerleri Halep tarzı kagir binalardan oluşmuş çarşıları vardır. Ama bu övdüğümüz yerler tümüyle kale içindedir. Her sokak başında kapıcıların açıp kapattıkları kale kapısı kadar sağlam kapılar vardır. Geceleri tüm sokaklar kandillerle aydınlatıldığından bekçiler gruplar halinde rahatlıkla sokaklarda kol gezerek görevlerini yaparlar.

Şehrin ortasındaki kocaman bir kaya üstüne yüksek, görkemli ve dairevi bir kale oturtulmuştur. Kale çok sağlamdır. Kaleyi çevreleyen hendek 1300 adımdır. Eni 40, derinliği 20 arşın kesme kayadan oyulmuştur. Bunların üstüne her biri ayrı sanat ve mimari üslupla belli aralıklarla sıralanmış, çok güzel kuleler oturtulmuştur. Bin bir bedeni olan kalenin temelindeki kayaların içinden yine dairevi bir biçimde kaleyi çevreleyen ve hendeğe bakan mazgal delikleri açılmıştır ki, hendek kenarına kuş bile konmaz.

Kalenin batı kapısı, yedi katlı demirden bir kapıdır. Kapı aralıklarından çeşitli savaş araç ve gereçleri, silahlar, demir açma kafesleri, saçma topları vardır. Kale silah ve askerlerle donatılmış, baca benzeri nefesliklerle havadar bir ot

Güneydoğu Anadolu’yu batıya, Akdeniz ve Ortadoğu ‘ya bağlayan kara ve demir yollarının merkez noktası olması, Gaziantep Havaalanı ‘nın uluslararası niteliğe çıkarılmış olunması şehrimize mal, hizmet ve ziyaretçi akışını yoğunlaştırmaktadır. Gaziantep topraklarının 1/4’ü tarıma elverişli topraklardan oluşmuş olup bu toprakların bir bölümü Fırat Nehri’nin sularıyla sulanmaktadır. Gaziantep’in sulama yapılan bu topraklarında Antepfıstığı, zeytin, pamuk, üzüm, kırmızı biber ve keten gibi ekonomik değeri yüksek sanayi bitkileri ile mercimek, buğday ve arpa gibi hububat ürünleri yetiştirilmektedir.

ANTİK KENTLER ve YERLEŞİMLER

Belkıs/Zeugma Antik Kenti:
Strabon’un “Mezopotamya’nın Kalesi” olarak adlandırdığı Zeugma, Fırat Nehri üzerinde stratejik öneme sahip geçit noktasında kurulmuş önemli askeri ve ticari bir merkezdir. Zeugma, Hellenistik dönemde Selevkos Kralı I.Seleukos Nikator tarafından kurulmuştur. Fırat Nehri’nin her iki yakasında karşılıklı iki kente kendisi ve Parth asıllı karısı Apama’nın adı verilmiştir. Selevkeia ve Apamea kentleri için antik dönemde geçit anlamına gelen “Zeugma” adı kullanılmıştır.
Zeugma antik kentinde yapılan kazılar ve araştırmalar ışığında pek çok bilgi netlik kazanmıştır. Hellenistik dönemde antik Kyrrhestike bölgesinde yer alan Zeugma, Roma Cumhuriyet Dönemi’nin askeri ve politik lideri Pompeius tarafından İ.Ö. 64 yılında, Kommagene Kralı I.Antiokhos yönetimindeki Kommagene Krallığı sınırları içine dahil edilmiş, Hellen ve Pers pagan tanrılarının kültlerinin birleştirilmesi ve kaynaştırılmasıyla ortaya çıkan yeni Kommagene pantheonu ve yönetici kültüne ait bir kutsal alanın inşa edildiği bu kazılardaki arkeolojik ve epigrafik buluntularla ortaya çıkmıştır. Selevkos Kralı III.Antiokhos’un, Mithradates’in kızı Laodikeia ile Zeugma’da evlendiği bilinmektedir. Hellenistik kent genişleyerek Roma kentine dönüşmüştür. Kent, İ.S. 17’de, Roma İmparatoru Tiberius zamanında resmi olarak Roma İmparatorluğu idaresine girmiş ve nümismatik verilerle kanıtlanmıştır. Kentin Roma İmparatorluğu’na geçişi idari bir değişiklikten çok kentin kültürünü doğrudan etkilemiştir. Roma’nın doğu sınırında yer alan Zeugma, İ.S. 1.yy. içinde ticari bir kimliğin yanı sıra askeri bir kent kimliği de kazanmıştır. Roma askeri idari üssü ve askeri kent (principia) bugün “At Meydanı” olarak adlandırılan Belkıs Tepe’nin batısındaki alanda gelişmiştir. Roma İmparatorluğu’nun doğu sınırındaki kent olma özelliği taşıyan Zeugma, bu konumunu İ.S. 2.yy.’ın ikinci yarısına kadar korumuştur. İ.S. 2.yy.’da en zengin dönemini yaşayan kent, İ.S. 253’de büyük bir yıkım yaşamıştır. Sassani Kralı I.Şapur’un kente saldırmasıyla büyük oranda tahrip olan ticari ve askeri merkez eski önemini yitirmiştir.. İ.S. 4.yy.’dan sonra Hıristiyanlaşan kentte, Iustinianos dönemindeki Parth savaşları sırasında var olan sur yapısının onarılmasıyla yeni bir savunma sisteminin yapıldığı bilinmektedir. Yazılı kaynaklar Zeugma’da, geç antik dönemde bir piskoposluk merkezi olduğunu göstermektedir. Suriyeli Mikhail, İ.S. 583’te kentte bir Meryem Ana Kilisesi’nin inşa edildiği bilgisini aktarmıştır. İ.S. 7.yy. başlarında kentin İslam orduları tarafından fethedildiği düşünülmekte olup İ.S. 9. ve 10. yüzyıllara kadar kentin iskan edildiği, kentten çıkarılan buluntulardan anlaşılmaktadır. İ.S. 253 yılında Sassani tahribatından sonra yıkılan ve büyük çoğunluğu kullanılamaz hale gelerek terk edilen mekânların yüzde 25’i, Birecik Barajı’nın 2000’de faaliyete girmesiyle sular altında kalmıştır. 1993 ve 2003 yılları arasındaki kazı çalışmalarında birçok villa ve villalara ait taban mozaikleri çıkarılmıştır. Mozaiklerde mitolojik sahnelerin yanı sıra günlük hayattan seçilmiş konular ve geometrik desenlerin seçilmiş olduğu görülmektedir. Zeugma, gerek antik kent gerekse Mozaik Müzesi olma özelliğiyle, dünya kültür mirası olarak önemli bir yere sahiptir.

Dülük (Doliche) Antik Kenti:
Dülük antik kenti, Gaziantep ilinin yaklaşık 10 km. kuzeybatısında konumlanmaktadır. Antik dönemde önemli askeri yolların üzerinde ve ticaret yollarının kesiştiği kavşak noktasında yer alan kentte; birçok uygarlığın izlerine rastlamak mümkündür. Dülük antik kentinde, Keber tepesinde yapılan bilimsel kazılarda en erken Alt Paleolitik döneme ait çakmaktaşı aletler, aletlerin yapıldığı atölyeler ve barınma için kullanılan Şarklı Keber Mağarası bulunmuştur. Bu taş aletler kendine özgü bir biçim gösterdiğinden literatürde “Dülükien” olarak adlandırılmıştır. Buluntulara dayanılarak Dülük, dünyanın en eski yerleşimlerinden biri olarak gösterilmektedir.
Dülük, antik kent ve kutsal alan olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Antik kent bugün Dülük Köyü’nün karşısında yer alan Keber tepesi ve çevresinde toprak altındadır. Kutsal alan ise Dülük Köyü’nün kuzeyinde Dülük Baba tepesinde yer almaktadır. Dülük Baba tepesinin doruklarında fırtına ve gökyüzü tanrısı Teşup’a ait merkezi bir kutsal alanın varlığı bilinmektedir. Roma döneminde de önemini koruyan tapınak, Iupiter Dolichenus olarak tapımına devam edilmiştir. Bu inanç Romalı askerlerle Avrupa içlerine, İngiltere’ye, Kuzey Afrika’ya kadar yayılmıştır.
Dülük antik kentinde Teşup/Iupiter Dolichenus kült merkezinin şehir sınırları içerisinde yer alması, şehrin gelişmesinde önemli rol oynamıştır. Bunun yanı sıra kentte, Teşup’un sol elinde şimşek demeti, sağ elinde çift ağızlı baltayla boğa üstünde oturur şekilde tasvirinin bulunduğu bir kabartma bulunmuştur. Bunun dışında bronz heykelciklerin yapılmış olduğu dikkat çekmektedir.
Dülük antik kentinde görülen bir diğer inanç ise, “Mithras” kültü olarak karşımıza çıkmaktadır. Efsaneye göre; ışık tanrısı kutsal boğayı öldürdükten sonra, boğanın bedeni ve kanından çeşitli hayvan ve bitki türlerinin doğmasından dolayı, yaratan sıfatını almıştır. Kayalardan doğmuş olan Mithras’ın, “Mithraeum” adı verilen ve mağaralarda kült alanlarında tapınım gördüğü bilinmektedir. Dülük’te Keber tepesinin güney eteğinde bir mağaranın içinde, yer altına inşa edildiği bilinen dünyadaki Mithras tapınaklarının en büyüğü olduğu düşünülen iki kült alanı tespit edilmiştir. Duvarlarda yer alan çok sayıda niş içerisinde kandil ve heykelciklerin yerleştirilmiş oldukları görülmüştür. Bu alanda yapılan kazılarla mağaranın tarihlendirilmesi hakkında önemli ipuçları elde edilmiştir. İki kült kabartmasında tahribata uğramasına rağmen başka örneklerden de bilinen boğa öldüren Mithras “Tauroktoni” tasviri seçilmektedir. Kutsal boğanın sırtına dizini yaslamış olan tanrı elindeki hançerle boğanın boynunu kesmek üzereyken tasvir edilmiştir. Efsanede adı geçen gezegenleri simgeleyen yıldızlar, takımyıldızlarını simgeleyen akrep, yılan, köpek vb. gibi figürler dikkat çekmektedir. Meşale taşıyıcıları Cautes ve Cautopates bu sahneyi sağdan ve soldan çevrelerken üst kısımdaki kemerin üzerinde güneş tanrısı Sol ve ay tanrıçası Luna yer almaktadır. Ayinleri gizli olan bu tapınımı Roma ordusu askerleri, bürokratlar, tüccarlar ve kölelerin olduğu bilinmektedir. M.S. 1.yy.’da Tarsus’dan yayılmaya başlayan Mithras kültü, 3.yy.’da İskoçya ve Büyük Sahra’ya kadar ulaşmıştır. Mithras ayinlerinde kurban edilen boğanın kanıyla hem yıkanılır hem de içilir, böylece yok olan bir çağı simgeleyen boğanın temsil ettiği tanrının gücüne ve ölümsüzlüğüne kavuşulacağına inanılırdı. Dülük Mitras tapınağı, Gaziantep Müzesi ile Almanya’dan Münster Üniversitesinin katılımlı kazıları sonucunda 1997 ve 1998 yıllarında ele geçmiştir. Anadolu’da bulunan Mithras yer altı tapınağının ilki olmasından dolayı önemli bir yere sahip olmuştur.
Bizans döneminde ise antik kent Hititlerden beri süregelen kutsal şehir konumunu başpiskoposlukla devam ettirmiştir. Bu dönemde “Telukh” adıyla bir eyalet merkezi olmuştur. İslam akınlarıyla kent tahribata uğramıştır. Başpiskoposluğun 7.yy.’da Zeugma’ya taşınmasıyla birlikte ise dini merkez konumunu kaybetmiştir. Bu tarihten sonra Gaziantep kalesi çevresinde kurulan yeni şehir “Ayıntap”, Dülük kentinin yerini almaya başlamış ve günden güne küçülen Dülük, Ayıntap’a bağlı bir köy haline gelmiştir. Dülük kutsal alanı ise, evliya Dülükbaba (Davut Ejder)’nın türbesiyle kutsal alan kimliğini günümüze kadar taşımıştır.
Bugün Dülük’te görülebilen en eski yerleşim, Keber tepesinin güneyindeki prehistorik mağaradır. Ayrıca Keber tepesinin karşı sırtlarında nekropol yer almaktadır. Burada çok sayıda kayaya oyulmuş oda mezarları mevcuttur. Bu kaya mezarların bazısının ön odasına taş basamaklarla inilerek ulaşılmaktadır. Mezar içerisinde ise lahitler yer almaktadır. Bazılarında mitolojik konulu kabartmalar bazı mezarlarda ise baktığını taşa çeviren Medusa’nın tasvir edildiği kabartmalar görülmektedir. Kabartmaların birinde ise Hermes, ruh anlamına gelen Psykhe’ye ölünün ruhunu yer altı dünyasına Hades’e götürmesi için yol göstermektedir. Antik dönemde ölümden sonraki hayat inancının oluşu, ölünün evi olarak düşünülen bu mezarların günlük yaşanılan ev biçiminde yapılmasında etkili olmuştur. Ayrıca nekropolün doğusunda Mar-Slemun manastırına ait olduğu tahmin edilen iki kaya kilisesi de yer almaktadır. Ayrıca Dülük köyünün doğusunda antik taş ocakları da mevcuttur.
Dülük baba tepesinde, Iupiter Dolichenus tapınağının arşitrav parçaları ve taban döşemesine ait yassı blok taşlar az sayıda da olsa toprak üstüne yayılmıştır. Bu alanda Münster Üniversitesi tarafından kazı çalışmaları yapılmaktadır. Ayrıca burada Iupiter Dolichenus tapınağındaki görevlilere ait kaya mezarları mevcuttur. Taş basamaklarla inilen mezar girişlerinde dairevi biçimli kapak taşları, mezar içlerinde ise girlandlı lahitler mevcuttur. Bunların 17’si Gaziantep Müzesi tarafından temizliği yapılarak ziyarete açılmıştır. Mühür baskılarını içeren Dülük arşivi ise, kaçakçılar tarafından yağmalanmış, çok sayıda mühür baskısı yurt dışına kaçırılmıştır. Mühür baskıları üzerinde tanrı, tanrıça, insan, hayvanlar gibi çeşitli figürler yer almaktadır. Resmi ve özel mektuplarda, belgelerde, para torbaları ve balya vb. nesnelerin mühürlenmesinde kullanılmış olup, mühürlenen eşyanın güvenliğini sağlamıştır. Bu mühür baskılarından bir grup Gaziantep Müzesinde sergilenmektedir. 600.000 yıl öncesinden günümüze dek uzanan Dülük köyü geleneksel kesme taştan evleri, camisi ve Musa Kazım türbesiyle yöreye özgü geleneksel tarihi mimari özelliğiyle de görülmeye değer yerlerin başında gelmektedir.

Karkamış Antik Kenti:
Anadolu, Suriye ve Mezopotamya arasında yer alan Karkamış antik kenti, Gaziantep bölgesinde kilit konumundadır. Karkamış, dünyaca ünlü bir antik kent olup; Karkamış ilçesi yakınında, Fırat’ın batı kıyısında, Türkiye-Suriye sınır hattı üzerinde, Yakındoğu arkeolojisinin en önemli yerleşimlerinden biri olmasıyla olağanüstü tarihi bir öneme sahiptir. Hitit İmparatorluğu’nun, M.Ö. 12.yy. başlarına doğru yıkılışını izleyen 300 yıl içinde kurulmuş olan Geç Hitit krallıklarının en güçlüsü Karkamış Krallığı’dır. Yapılan kazılar sonucunda bulunan kabartmalar, M.Ö. 1.bin başlarındaki kültürüne ışık tutmaktadır. Karkamış kabartmalarının büyük çoğunluğu bugün, Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenmektedir. Antik kentte mayın temizleme işlemi tamamlanarak 2012 yılında arkeolojik kazılara başlanılmıştır ancak ziyarete kapalıdır.

Tilmen Höyük:
Tilmen Höyük Anadolu’da Hititlerin başkenti Hattuşa’dan sonra en görkemli şehirlerinden biri olmuştur. Gaziantep’in batısında, İslahiye vadisindeki Tilmen ilçesinde yer almaktadır. Şehir iç ve dış kaleden oluşan iki sur sistemiyle korunma altına alınmıştır. Kalenin surları büyük ve düzgün kesme taşlardan yapılmıştır. İnanılmaz büyüklükte ve tonlarca ağırlıktaki taşlarla yükselen surlar kentin görkemini gözler önüne sermektedir. Kentin asıl giriş kapısı doğudadır ve iki yanı kapıda yer alan aslanlarla korunmuştur.
Yapılan arkeolojik kazılarla bu şehrin en erken evresi, planı ve orthostadlı duvarları ve kalın bir moloz tabakası altındaki anıtsal yapılar ortaya çıkartılmıştır. Çıkarılan büyük yapılardan biri Antakya yakınında yer alan Amik Ovası’ndaki Alalah höyüğünün 7.kat sarayına oldukça benzemektedir. Bu dönemde, Yamhad Krallığı’nın merkezinin Halap (Halep) olduğu ve Kral Yarım-Lim zamanında Alallah’ın bir süre bu krallığın başkenti olarak kullanıldığı bilinmektedir. Bir Mari (Tel Hariri-Suriye) çivi yazılı belgede Yamhad’ın 20 krallıktan oluşan bir birlik olduğu yazılıdır. Bu bilgiye dayanarak Tilmen Höyük’de ki sarayın en erken evresinin Alalah’ın 7.tabakasıyla çağdaş olduğu ve Tilmen’in bu 20 krallıktan birinin merkezi olduğu düşünülmektedir. Yapılan kazılar sonucundaki höyüğe ait buluntular pek çok araç-gereç, çanak-çömlek, takılar, mühürler, ziynet ve süs eşyaları olup, eski Anadolu kültürleri arasındaki bağı ve karşılıklı ilişkiyi göstermektedir.

Zincirli Ören Yeri:
Zincirli Höyük, Gaziantep il merkezinin batısında, İslahiye ilçesinin 10 km. kuzeyinde yer alan bir höyüktür. Amanos dağlarından doğu-batı yönünde, küçük bir bataklığın batı kenarında konumlanmaktadır. Zincirli Ören yerindeki kalıntılar, eski adı “Sam’ al” olan bir krallık kentini ve kalesini kapsamaktadır. Hitit İmparatorluğu’nun yıkılmasının ardından kurulan Geç Hitit krallıklarından birinin merkezi olan kent, M.Ö. 920’de Aramilerin egemenliği altına girmiş, M.Ö. 743’de Asur’a bağlı bir devlet haline gelmiştir. M.Ö. 725’de de imparatorluk topraklarına katılmıştır. Alanda gerçekleştirilen kazılar sonucu Zincirli kent sarayları, akropolisi ve dış surları ortaya çıkartılmış, kentin ilk kez M.Ö. 1300 yıllarında surlarla çevrildiği anlaşılmıştır.

hakkında webabi

Bunlara da bakabilirsiniz

Doğada Yürüyüş için Önemli Bilgiler

Doğada Yürüyüş için Önemli Bilgiler Doğa yürüyüşü sporu özel yetenek gerektirmese de, yediden yetmişe sağlıklı …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir